BAŞARI HİKAYELERİNİZ.

Değerli Liderlerim;
7-8-9 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleştireceğimiz Fatih Projesi Teknoloji ve Liderlik Forumu'nun içeriğinde yer alan "Başarı Hikayelerimiz" bölümünde kullanmak üzere sizlerden kişisel başarınız ve ya şahit olduğunuz bir başarı öyküsünü aşağıdaki yorum bölümüne yazarak paylaşmanızı istiyoruz. 
Kursta görüşmek dileğiyle...

İlknur DURMAZ (Ulubatlı Hasan İlkokulu Müdürü) 
Serkan YAZAR (Şh. Ümit Balkan Ortaokulu Müdürü)

3 yorum:

  1. Stephen Hawking:
    Harap bir bedenden fışkıran büyük deha
    1942 yılında İngiltere´´de doğan Hawking okul dönemlerinde hareketli ve sağlıklı bir öğrenciydi. Oxford Üniversitesi´´nin Fizik bölümünü birincilikle bitirdi.
    Hayatının kabus dolu günleri, ALS Motor Nöron hastalığına yakalanmasıyla başladı. Omurilik ve beynindeki şuurlu kas hareketlerini düzenleyen sinir hücreleri dağılmıştı. Konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü çekiyordu.
    Derken elleri de tutmaz oldu. Genç yaştaki Hawking´´in vücudu, beyni dışında resmen çökmüştü. Hatta doktorlar ancak iki yıl ömrü kaldığını düşünüyorlardı. Morali, ruh hali bir yıkım içinde olan Hawking sürekli klasik müzik dinleyip bilim kurgu romanları okumaya başladı. Ancak ailesinin ve hocası Scima´´nın yoğun ilgisi ve sevgisiyle hayata tekrar bağlanarak doktorları yanılttı. Ama artık ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum konuşamayan biri haline gelmişti. İleteşimini ancak bilgisayar yardımı ile sağlayabiliyordu.
    Sağlık durumunun bu kadar bozuk olmasına rağmen aşık oldu ve evlendi. Eşinin yardımıyla yüksek lisansını, ardından doktorasını yaptı ve profesör oldu. 1978 yılında teorik fizikteki en büyük ödül olan Albert Einstein ödülünü aldı. 1982 yılına gelindiğinde artık dünyanın dört bir tarafından ödüller yağmaya başlamıştı. Kraliçe tarafından verilen Britanya İmparatorluğu Kumandanı nişanı bunlardan biriydi. Küresel ısınmayı ilk ortaya atan Stephen Hawking oldu. Buna benzer teorilerin ve verilerin sahibi olan Hawking acı çekerek zirveye çıkanlara en büyük örneklerden...

    YanıtlaSil
  2. İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.

    Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. 'Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?' diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, 'Sana yardım edebilirim' dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: 'Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al' dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.

    İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller' e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. 'Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim' diye düşündü. John Rockefeller' e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.

    Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire 'Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir' dedi. 'Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor' diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.

    İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.
    Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.
    Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.

    Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.

    Herkese başarılar dilerim

    YanıtlaSil
  3. "Oğlum şizofreni ve çaresi yok” deyip umutsuzca beklememiş Aysel Doğan. 18 yaşındaki oğlunun rahatsızlığını öğrendiği gün, “Bu kalıtsal bir hastalık ama nasıl üstesinden gelirim?” diye düşünmüş.
    Yaşadığı zor günlerden yola çıkarak Dünya Şizofreni Derneğini kurmuş. Bir de yaşadıklarını “Acılarım, Oğullarım ve Şizofreni” isimli kitapta anlatmış. Dört erkek evladı olan Doğan, iki çocuğunu yıllar önce kaybetmiş. İki evlat acısı yaşadıktan sonra, üçüncü oğlunun da şizofreni hastasını öğrenince acıları katmerlenmiş. “iki evladımı kara toprağa vermiştim, üçüncü evladım yanımdaydı ama benden çok uzakta duruyor, ona bir türlü ulaşamıyordum” diyor Doğan. Bu hastalığı yenmeyi kafasına koyan acılı anne, oğluna sürekli cesaret vererek sabretmesi gerektiğini tembihlemiş. Doğan yaşadıklarını ise şöyle özetliyor: “Bazen Eyüp Peygamber aklıma gelirdi. Hz. Eyüp yedi yıl hastalığına sabretmiş, peygamberlik mertebesine ulaşmış. ‘Allah ’ım oğluma da Eyüp Peygamberin sabrını nasip et, dayanma gücü ver, ızdırabı çok yardım et’ diye gece gündüz dua ediyordum.” Aysel Doğan’ın oğlu Serdar Doğan ise şimdi 42 yaşında ve bu yıl Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü’nde okumaya başlayacak.

    Doğan, başkalarına da ümit aşılamak için gönüllü olarak açtığı Dünya Şizofreni Derneği’nde diğer hastalara da kendi çocuğuymuş gibi davranıyor, hepsiyle tek tek ilgileniyor. Şizofreni hastalarına bu hastalığı yenmeleri için ilaçların dışında alternatif tedavi yöntemleri sunuyor. Mesela dernekte açtığı halı dokuma, saz, folklor kursu gibi etkinlikler hastaların motivasyonu için yapılan etkinlikler arasında. Kurslara katılan Serdar doğan, “İlaçlar kadar kurslar da bana etkili oldu. Bu işe başladığımda hastalığımı unutuyorum.” Diyor

    YanıtlaSil